13 Mar 2012

İSTANBUL BİZİMLE NE GÜZEL DALGA GEÇMEKTEDİR...

  İstanbul'da yaşamak zevkli olabilir. Kimine çok hoş olanaklar sağlayan, sonsuz bir derya gibi görünebilir. Her gece öyle veya böyle yapacak birşeyler,buluşulabilecek birileri, tanışılacak yenileri bulunabilir. Ama İstanbul'da yaşamak ızdırap vericidir de..Zorlukları beraberinde getirir. Çok hoşuma giden bir laf vadır "bal veren arının, iğnesi de vardır" diye. İşte İstocuk böyle bir şeydir. Bal vermektedir ama iğnesi de vardır ve her an seni sokabilir, canını çok acıtabilir, hatta allerjin varsa öldürebilir bile.
   İstocuk'da yaşamak trafik demektir. Her büyük şehrin, kendisinden de büyük bir trafik sorunu vardır ancak başka büyük şehirlerde, genelde, trafiğe alternatif,  adı METRO olan muhteşem icatla, hayat çok daha yaşanabilir kılınmıştır. İstocuk'da böyle bir alternatif çok sınırlı olarak kullanılmaktadır. Geçenlerde okuduğum bir kitapta, Japonların hızlı trenle, sabah, 2 saatte Japonya'nın güneyinden veya kuzeyinden, Tokyo'ya çalışmaya geldiklerini ve gene aynı trenle akşam evlerine döndüklerini okudum. Kitapta sene 1984...Biz her akşam 50 km lik yolu en az 2 saatte almak zorunda kalıyoruz..İşte size tostombul  acınası bir durum. Hayatını trafiğe göre ayarlamak zorundasın. Yapacağın herşey, trafiğe göre planlanmalı ve o ilahi güç mutlaka hesaba kaltılmalı. Saat 8 de Kadıköy'de olmak isteyen, Halkalıda yaşayan  bir İstolunun, en geç 6 da evden çıkması gerekmektedir ki bu süper iyimser bir tahmindir. İsto'da her daim trafik vardır. Bir yerinde yoksa başka bir yerinde pörtlemektedir. Tren ve Metro gibi icatlara yönelinmektense, hala otobüssel çözümlere yönelindiği için de asla bitmeyecektir. Örneğin: Bahçeşehir'in içine kadar giren ve Sirkeci'den kalkan bir tren bile vardır ancak bu ve muadilleri geliştirilmektense; E5 ten şerit alan ve yokuş çıkamayan Hollanda menşeili otobüslerde, insanlar, baltık denizlerinden çıkma balıkların konservelenmesi gibi istiflenerek, gidecekleri yere varana kadar yaşam savaşı vermek zorunda bırakılmaktadırlar. Birileri feci şekilde  İstolularla dalga geçmktedir özetle ( akıllara bu işten çıkarları olan ihalecilerimiz ve bağlantıları gelmekte, kendilerine sevgilerimizi iletmekteyiz)...İstocuğun trafiği kendi içerisinde bir ızdırap kümesidir.Yazdıkça yazmayı gerektirir, önemli olan şey hayatımızdan inanılmaz çalan korkunç bir hastalık olduğu ve doğru tedavi yöntemleri bulunmuş olmasına rağmen, inatla başka tedavi yöntemlerinin uygulanması sebebiyle de süratle bu şehiri öldürdüğüdür..
  İstocuk'ta yaşamak kazıklanmak demektir.Hemen herşeyde kazıkların 3er 5er size sallanması, sizin de neşeyle bu kazıkları kabul etmeniz demektir. Normalde Anadolu'da yarı fiyatına bulabileceğiniz gıda ve giysilerin fiyatlarının, burada doz aşıma uğradığı gerçeğiyle yaşıyor olmaktır. 330cl lik suya 1TL para vermek demektir mesela, ya da ismi var diye, bir restorantta, hıyar bir salataya 15TL miniumum, baymak demektir. İstocuk size sıradan şeyleri pahalıya satmaya kalkmaz, son derece boktan şeyleri size satabilmek için acımasız satış hilelerine de başvurur. Çin'de dokunmuş bir kazağı lüks bir mağazadan, ismi var diye üstüne %3472394754933570 kar konulmuş haliyle, satın almak sadece İstolulara değil genel bütün büyük şehirli, biz salaklara mahsustur. Yıllardır bildiğimiz şeylere yeni yeni kalıplar uydurulur. Normali organik olması gerekirken, organik her gıdaya 2-3 katı para vermek zorunda kalırız. Babamlar Datça'da, bizim hormonlulara verdiğimiz fiyatın yarısına, tamamen organik beslendikleri bir hayat, sürmektedirler neşeyle...Satış stratejileri o kadar enteresan boyutlara varmıştır ki burada, millet yeni birşey mıçmak için kendisini paralamaktadır. Ne hikmetse her bir mucizevi halt burada satılmaktadır.  Lut gölünün derinliklerinden geldiği iddia edilen sular mı istersiniz, saçlarınızdaki proteinleri onardığını iddia eden spreyler mi istersiniz ( saçın yaşayan tek kısmı kökleridir. Kalan gördüğünüz şeyler yaşamamaktadır. Onları onarmak mümkün değildir.Ölüdür kardeşim onlar...dikkatli davranırsan yapısını bozmazsın, kafa derine direk sürmediğin hiçbirşey saçı onarmaz, sadece kırıklarını, çıkıklarını yapıştırıp " en fazla 1 gün kadar" onarmış gibi gösterir, o "saçın boşluklarını doldurur olalala, saçınızı onanarır palavralarına" bitarafınızla gülün..Saçınızı; kuaförün makası ve boyayla ısı şekillendirmesine biraz mesafe koymak korur.)  Kabaetlerimize süreceğimiz kremlerle iki beden incelebileceğimizi iddia eden ürünlerin kapış kapış gittiği bu diyarda, ayrıca tuhaf sektörler de peydahlanmıştır. Auranızı okuyan kişisel iyileştirme merkezleri, bir hafta boyunca çimen içirttirerek, sözde bağırsaklarımızda kayış olmuş yılların birikintilerini mıçtırtan, detox merkezleri ( doğal beslenebilsek, bağırsağımızda kayış falan birikmeyecek, birikmiş bir kayış varsa da, bunun çimen suyu içerek çıkacağına inanmıyorum)...Arada "organik" olduğunu iddia eden kuru temizlemeci bile gördüm (Nedir kardeşim lekeleri sirkeyle mi çıkarıyorsun napıyorsun????.....)
Devam edersek ; Tuhaf sektörlerin pörtlediği  İstocuk'da enteresan yeni mesleklerin de türemesi elbette Allah'ın emri Peygamberin kavlidir.  Ben sekreteri bilirdim, burada herkes "Yönetici Asistanı" olduğunu iddia etmekte ...Ya da "Deneyim Tasarımcısı" kimdir??  Neyi tasarlar???  Veya Astrolog ve numerolog adı altında insanlar gezinmektedir. Bunlar gazetelerde, magazinlerde, baya sigortalı, maaşlı, çalışıyorlar mesela... Nosyon yaratıcısı diye biri var, gururla taşıyor bu sıfatını ve para kazanıyor..Anadoluya gitse "bien noasyooon yaratıcısıyım" dese taşlarlar bunu uzaylı diye..
 Bu ve bunun gibi şeyler işte..Kendimizi paralıyoruz bu enteresan yerde, yapay olanın çok olduğu, olması gereken, doğalın yok olduğu ve çok pahalı olduğu, mütemadiyen kandırıldığımız ve kandırdığımız şehir..Bal veren, iğneli arıcık..İstocuk...Hoş balı da yapay, glikoz içeriyor ve normal fiyatının iki katı, adı da artık "arı" değil "Bal Üretim Teknisyeni" ve bu bal o kadar faydalı ki 2 hafta içerisinde sarkık göğüslerinizi dikleştiriyor veya koca göbeğinizi baklava kasa çeviriyor...

3 yorum:

Ercan Bozkurt dedi ki...

Kaçıp gitmek gerek.

Adsız dedi ki...

İyi güzel de ne yapalım? Yemeyelim, içmeyelim, yola çıkmayalım fala filan mı?
Nedir yani?

DELi KEDi dedi ki...

Yo yiyelim icelim yola cikalim... İsteyen gobek de atar :)) ben sikayet etme hakkimi kullanmak suretiyle isyanlardayim sadece